Camiler yalnızca ibadet edilen yerler değildir. Aynı zamanda bir toplumun inceliğini, adalet duygusunu ve birbirine bakışını anlatan sessiz metinlerdir. Konuşmazlar ama düzenleriyle çok şey söylerler.
Bugün pek çok camide dikkatimi çeken küçük ama anlamlı bir ayrıntı var: Kadınlar için ayrılan bölümler. Erkeklere tahsis edilen alanlar çoğu zaman ferah, aydınlık ve özenle tasarlanmışken; kadın bölümleri daha dar, daha geri planda ve sanki sonradan düşünülmüş hissi verir. Bu durum çoğu zaman kasıtlı bir ayrım olarak görülmez; alışkanlıkların doğal sonucu gibi kabul edilir. Oysa tam da bu “alışılmışlık”, meselenin kendisidir.

Özenin Nerede Başlayıp Bittiği
İbadet, insanın Rabbiyle kurduğu en sade ve en eşit bağlardan biridir. Bu bağın mekânla kurulan ilişkisi ise, niyetlerden bağımsız olarak, bir bakış açısını ele verir. Özen, yalnızca süslemek değildir; değer vermektir. Ve değer verilen şey, her ayrıntıda kendini belli eder.

Sessiz Kalan Alanlar
Kadın bölümlerinin çoğu zaman arka sıralarda, perdelerin ardında ya da dar alanlara sıkıştırılmış olması, fiziksel bir darlığın ötesinde bir hissi doğurur: Görülmemek. Kimse bunu yüksek sesle dile getirmez, belki de dile getirmekten çekinir. Ama mekân, sessizce bu duyguyu üretir.

Bir Hatırlatma Olarak Eleştiri
Bu noktada eleştiriyi sert cümlelerle değil, bir hatırlatma olarak yapmak gerekir. Camilerin planlanmasında ve düzenlenmesinde söz sahibi olanlar için bu mesele, teknik bir ayrıntıdan çok daha fazlasıdır. Çünkü kutsal mekânlarda gösterilen özen, toplumun adalet anlayışının en sade aynasıdır.
Kimse gösterişli kubbeler ya da ihtişamlı detaylar talep etmiyor. Talep edilen şey, aynı ciddiyet, aynı düşünce ve aynı hassasiyet. Kadınların ibadet alanları da “tamamlanması gereken bir köşe” değil, baştan itibaren merkezin bir parçası olarak ele alınmayı hak ediyor.
Camiler, sessizdir, huşuludur ama içlerinde dolaşan bu küçük farklar, aslında çok şey anlatır.