Takvimler 6 Şubat’ı her gösterdiğinde, saatler yine aynı yerde takılı kalıyor: 04.17.
O saatten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ne şehirler, ne hayatlar, ne de hafızalar…
Üç yıl geçti. Resmî açıklamalara, rakamlara, istatistiklere göre “geçti.” Ama enkazın altından çıkarılan bir ayakkabının, bir defterin, bir fotoğrafın hatırlattıkları için zaman hâlâ ilerlemiyor. 6 Şubat, yalnızca büyük bir deprem değil; büyük bir sessizlikti. Çığlıkların ardından gelen, kulakları sağır eden o sessizlik…
O sabah milyonlarca insan aynı korkuyla uyandı. Kimisi ailesini, kimisi evini, kimisi de geleceğini kaybetti. Bazıları ise hepsini birden. Türkiye, belki de tarihinin en uzun gecesini yaşadı. Soğuk, karanlık ve çaresizlikle dolu bir geceydi bu.

Depremin ardından günlerce televizyon ekranlarından enkaz başında bekleyen insanları izledik. “Ses var mı?” sorusu, bu ülkenin ortak duasına dönüştü. Bir mucize beklendi her enkazda. Kimi zaman oldu, kimi zaman olmadı. Olduğunda sevinçten ağladık, olmadığında içimize çöktük.
Ama 6 Şubat yalnızca yıkımı değil, insanlığın en çıplak hâlini de gösterdi bize. Tanımadığı insanlara montunu verenleri, kilometrelerce yol gidip bir tas çorba dağıtanları, uykusuzluktan ayakta duramayan ama enkazdan ayrılmayan gönüllüleri gördük. Umut, bazen bir el fenerinin ucunda, bazen bir battaniyenin içinde çıktı karşımıza.

Bugün dönüp baktığımızda sorular hâlâ orada duruyor.
“Neden bu kadar can kaybettik?”
“Neden aynı acıları tekrar tekrar yaşıyoruz?”
“Neden ders almak bu kadar zor?”
Deprem bir doğa olayıydı; yıkım ise insan eliyle büyüdü. Bunu kabul etmeden, yüzleşmeden, 6 Şubat’ı gerçekten anmış sayılmayız. Anmak; yalnızca tören yapmak, mesaj paylaşmak, siyah kurdele takmak değildir. Anmak, bir daha yaşanmaması için sorumluluk almaktır.
6 Şubat bize şunu öğretti:
Binalar değil, ihmal öldürür.
Deprem değil, denetimsizlik yıkar.
Ve unutmak, kayıplara yapılabilecek en büyük saygısızlıktır.

Bugün hâlâ konteynerde yaşayanlar var. Hâlâ mezar başına gidip “keşke” diyen anneler, babalar, çocuklar… Hâlâ her sarsıntıda aynı korkuyla irkilen milyonlar… Bu yüzden 6 Şubat, sadece bir tarih değil; bu ülkenin vicdanında kapanmayan bir yara.
Saatler yine 04.17’yi gösterdiğinde duracak. Biz durmayalım.
Unutmayalım.
Unutturmayalım.
Çünkü bu acı, ancak hatırlanırsa azalır.