Osmaniye'nin Düziçi ilçesinde 1940 yılında kurulan köy enstitüsü, Türk eğitim tarihinin en önemli duraklarından biri olarak kabul ediliyor. 1954 yılında öğretmen lisesine dönüştürülen ve binlerce mezun veren okul, 1994 yılında kapılarını kapattıktan sonra atıl kalmıştı.

2000 yılında başlatılan restorasyon çalışmalarıyla yeniden hayat bulan 86 yıllık bina, 2005 yılından bu yana Türkiye’nin ilk eğitim müzesi sıfatıyla hizmet veriyor.

Eğitim Materyalleri Ve İlginç Koleksiyonlar
Müze içerisinde, 1940’lı yıllardan bugüne kadar öğrencilerin derslerde kullandığı eğitim araçlarından el emeği ürünlere kadar geniş bir koleksiyon yer alıyor. Düziçi Fen Lisesi Müdürü İsmail Gökçeli, müzenin biyoloji derslerinde dondurulmuş hayvan örneklerinden el işi ödevlerine, eski müzik aletlerinden öğrencilerin yazdığı orijinal ödevlere kadar çok zengin bir envantere sahip olduğunu belirtiyor. İki katlı bina, her odasında eğitimin farklı bir dönemini yansıtıyor.

Mezunların Anı Deposu
Müzeye dönüştürülen bu tarihi yapı, özellikle okulun eski mezunları için manevi bir anlam taşıyor. Her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği müze, özellikle 17 Nisan Köy Enstitüleri kuruluş yıl dönümü etkinliklerinde ziyaretçi akınına uğruyor. Eski enstitü ve öğretmen okulu mezunları, sıralarda bıraktıkları anılarını ve o dönemki zorlu ama nitelikli eğitim şartlarını yerinde görerek nostalji yaşıyor.

Geniş Bir Yerleşkede Tarihi Doku
Müze, sadece tek bir binadan ibaret olmayıp 140 dönümlük geniş bir eğitim yerleşkesi içerisinde bulunuyor. Yerleşke içerisinde eski lojmanlar, yemekhane ve sinema salonu gibi yapıların da yer alması, o dönemki kampüs yaşamının ne kadar ileri düzeyde olduğunu gösteriyor. Düziçi’ne gelen yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası olan bu alan, şehrin kültürel turizmine de büyük katkı sağlıyor.

Gelecek Nesillere Işık Tutuyor
Müzenin en önemli misyonlarından biri de yeni kuşaklara geçmişin eğitim disiplinini tanıtabilmek. Günümüz öğrencileri, teknolojinin olmadığı dönemlerde biyoloji veya müzik derslerinin nasıl işlendiğini, materyallerin nasıl el birliğiyle hazırlandığını bu müzede bizzat görüyor.

İsmail Gökçeli, müzenin eski ile yeni arasında köprü kurduğunu ve eğitim sisteminin gelişimini anlamak adına eşsiz bir kaynak olduğunu vurguluyor.




