Yeni Yıl mı, Aynı Acılar mı?
Yeni bir yıla giriyoruz. Takvim yaprakları bir kez daha kopuyor, süslü cümleler havada uçuşuyor. “Yeni yıl, yeni umutlar” deniyor. Peki gerçekten öyle mi? Yoksa her yıl, bir öncekinden devralınan acıların üzerine sadece yeni bir tarih mi ekliyoruz?
Savaşlar Biter, Vicdanlar Susar mı?
2025’i uğurlarken geride kalan manzara ne yazık ki tanıdık. Dünya hâlâ savaşlarla anılıyor. Özellikle Ortadoğu, yıllardır olduğu gibi bu yıl da kanla, gözyaşıyla ve yıkımla gündemde. Diplomatik açıklamalar, kınama mesajları ve sözde ateşkes çağrıları ardı ardına geliyor. Ancak bunların hiçbiri, kundaklarında bombalarla can veren çocukları hayata döndürmeye yetmiyor. İnsanlık, masum ölümler karşısında ne zamandan beri bu kadar sessiz?
Yoksulluk Sadece Cebimizde Değil
Savaşların etkisi yalnızca cephelerle sınırlı değil. Ekonomik krizler, artan hayat pahalılığı ve derinleşen gelir adaletsizliği, milyonlarca insan için yaşamı bir mücadeleye dönüştürmüş durumda. Çalışanlar geçinemiyor, emekliler ay sonunu hesaplıyor, gençler gelecek planı yapamıyor. Refah artık bir beklenti değil, neredeyse unutulmuş bir kavram.
Kar Yağar, Umut Yeşerir mi?
Tüm bu karamsar tablo içinde insan bazen başını kaldırıp doğaya bakmak istiyor. Atalarımızın sözü bugünlerde yeniden anlam kazanıyor: “Kar yılı, var yılıdır.” Türkiye, son günlerde yoğun kar yağışı altında. Günlük hayatı zorlaştırsa da kar, toprağa bereket, geleceğe umut demektir. Bugünün zahmeti, yarının bolluğu olabilir mi? İnsan, buna inanmak istiyor.
Takvim Değil, Anlayış Değişmeli
Asıl mesele, yeni bir yıla girmek değil; yeni bir bakış açısına sahip olmak. Takvimler değiştiğinde dünya kendiliğinden daha adil olmuyor. Barış, refah ve huzur; temenniyle değil, iradeyle geliyor. Eğer her yıl aynı acıları görüp aynı cümleleri kuruyorsak, sorun tarihlerde değil, tutumlarımızda demektir.
Yeni Yıldan Beklenti: Gerçek Bir Değişim
2026’ya girerken kendimize dürüstçe sormamız gereken bir soru var: Yeni bir yıl mı istiyoruz, yoksa gerçekten yeni bir başlangıç mı? Çocukların ölmediği, emeğin karşılığını bulduğu, vicdanın siyasetin önüne geçtiği bir düzen mümkün. Aksi halde, gelecek yıl da aynı acıları konuşur, aynı köşe yazılarını yazarız.
Ve bu, sadece bir yılı değil, insanlığın vicdanını kaybetmek olur.