Henüz Yaşanmamış Bir Zamanda Yorulmak...

Her şey yolundayken, güzel giden bir hayatın içinde, sebebini tam koyamadığınız bir sıkıntı taşıdığınızı fark ettiniz mi?

Abone Ol

Birçok kişi bu hissi yalnızca zor dönemlere ait zanneder oysaki gelecek kaygısı, artık yalnızca büyük kriz anlarında değil; gündelik hayatın içinde, iş çıkışında, gece yatağa uzanıldığında, hatta güzel bir haber alındığında bile kendini hissettirebiliyor. Çünkü zihin, yaşanmakta olan anla yetinmekte zorlanıyor.

Gelecek kaygısı, temelde belirsizliğe verilen bir tepkidir. İnsan zihni bildiği, öngörebildiği ve kontrol edebildiği alanlarda daha güvende hisseder. Ancak hayat, bu beklentiyle örtüşmez. Planlar yapılır, hedefler belirlenir ama yine de her şey istenildiği gibi ilerlemez. İşte bu noktada zihin, boşlukları kaygı ile doldurmaya başlar.

Klinik gözlemimde şunu sıkça görüyorum: Gelecek kaygısı yaşayan bireyler, çoğu zaman olan biteni fark etmekte zorlanır. Zihin sürekli “ya sonra?” sorusuna odaklandığı için kişi, şu anda sahip olduğu kaynakları, becerileri ve dayanıklılığı gözden kaçırır. Oysa danışanla birlikte geçmişe baktığımızda, daha önce de belirsizliklerin içinden geçtiğini ve baş edebildiğini görmek mümkündür.

Kaygı ne zaman soruna dönüşür?

Kaygının kendisi başlı başına bir sorun değildir. Aksine, bizi hazırlayan ve harekete geçiren doğal bir duygudur. Ancak gelecek kaygısında bu duygu, işlevini kaybeder; sürekli alarm veren bir sisteme dönüşür. Bedende gerginlik, zihinde bitmeyen düşünceler ve duygusal yorgunluk ortaya çıkar. Kişi henüz yaşanmamış bir zaman için şimdiden tükenir.

Bu noktada önemli olan, geleceği tamamen düşünmemek değil gelecekle kurulan ilişkiyi yeniden düzenlemektir. Plan yapmak, bugünü güçlendirir. Sürekli kaygılanmak ise bugünü zayıflatır. Danışanlara sıkça hatırlattığım bir şey vardır: Gelecek, zihnin yaptığı bir tahmindir; kesin bir gerçek değildir.

Gelecek kaygısıyla çalışırken en etkili adımlardan biri, dikkati tekrar bugüne getirebilmektir. “Şu anda gerçekten ne oluyor?” sorusu, zihni sakinleştiren güçlü bir duraktır. Aynı zamanda kişinin içsel konuşmaları da belirleyicidir. Daha anlayışlı, daha esnek ve gerçekçi bir iç ses; belirsizlikle baş etme gücünü artırır.

Belirsizlik hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır. Ancak insan, her şeyi kontrol edemese de karşılaştıklarıyla baş edebilecek bir iç donanıma sahiptir. Asıl güven duygusu, geleceği bilmekten değil; bilinmeyenle karşılaştığında kendine yaslanabilmekten doğar.