Genel

"Affa Açılan Kapı": Üç Aylarda Neler Yapılmalı?

Mübarek üç ayların başlaması dolayısıyla Osmaniye İl Müftülüğü Aile ve Dini Rehberlik Bürosu (ADRB) vaizi Hicret İçyer, kaleme aldığı yazıda; Receb, Şaban ve Ramazan aylarının manevi iklimine nasıl hazırlanılması gerektiğini ele aldı.

Abone Ol

Mübarek üç ayların rahmet ve bereket iklimine adım attığımız bu günlerde, kalplerimizi yeniden inşa etmeye, hayatımıza yön veren değerleri gözden geçirmeye davet eden anlamlı bir tefekkürle buluşuyoruz. Regaip’ten Kadir’e uzanan bu müstesna zaman diliminin bizlere sunduğu manevi yenilenme fırsatını, Kur’an ve sünnet rehberliğinde, bireysel ve toplumsal sorumluluklarımızla birlikte ele alan bu kıymetli metin; Osmaniye İl Müftülüğü Aile ve Dini Rehberlik Bürosu (ADRB) vaizi Hicret İçyer tarafından kaleme alınmıştır:

"Üç Aylara Girerken

“Allahümme barik lenâ fi Recebin ve Şa’ban. Ve belliğnâ Ramazân.”duasını duymaya başladığınızda manevi bir iklime girmek üzereyiz demektir. Öyle dua ediyordu Allah Rasulu (s.a.v.) “Allahım Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” (İbn Hanbel, I, 259).

Regaip, Miraç, Berat ve Kadir gecelerini içerisinde bulunduran ibadetin sevabının misliyle değil katıyla verildiği gündelik hayatımıza ve toplumsal yaşantımıza dair yapılacak tefekkürlerle yenilenme fırsatı sunan bir vakittir üç aylar.

“Bizi Ramazan’a ulaştır” nidası, her lahzası bir sevap fırsatı sunan Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu rahmet ayı, oruç ayı Ramazan’a özlemin dile getirilişidir. Ve belki de bu nida rahmet ayının bağışlanma ikliminde Allah Rasulu’nun (s.a.v.) "Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır." (Buhârî, Îmân 28, Savm 6) müjdesine nail olup Merhum Alvarlı Efe’nin

“Hüzn ü keder def' ola

Dilde hicâb ref' ola

Cümle günâh af ola

Bayrâm o bayrâm ola”

mısralarında dile getirilen bağışlanma coşkusuna erme niyazıdır.

Gelin affın, bağışlanmanın, merhametin, rahmetin, tecdidin iklimine nasıl hazırlanacağımıza 10 adımda bakalım.

1. Niyet

Müminin ameli niyetinden daha hayırlıdır sözünün sırrıyla önce bir niyet edelim. Bu manevi iklime niye hazırlanmalıyım? Niçin hazırlanmalıyım? Nasıl hazırlanmalıyım? soruların cevabını arayalım sonra oturup bir karar alalım ve diyelim ki: “Rabbime verdiğim şehadet sözüne sadık kalabilmek için, bu vaadimde eksik bıraktıklarımı telafi etmek için, üç aylara hazırlanmaya niyet ettim.”

2. Nefis Muhasebesi

Hz. Ömer’in bir defasında arkadaşlarına :

Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin, büyük hesap günü için kendinizi hazırlayın! Çünkü kıyamet gününde hesap, ancak dünyada iken kendisini hesaba çekenler için kolay olacaktır.”

( Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 25.) diye seslenirken sarf ettiği kelamdan dersimizi alalım. Yeniden ele alalım yaşantımızı. Ömür sermayemizi nerede tükettik? Zayi mi ettik? sorularıyla önce geçmişimizin bir muhakemesini yapalım. Akabinde önümüzdeki günlerin muhasebesini yapalım. Hz. Peygamber (sav)’in:

“Kıyamet gününde insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan bir yere kımıldayamaz: Ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, bildiği ile amel edip etmediğinden.”

(T2416 Tirmizî, Sıfatü"l-kıyâme, 1) buyruğuna kulak verip üzerimizdeki bu nimetlerin hesabını vereceğimizi düşünelim. Ve tam bu noktada ne kadarının elimizde kaldığını bilmediğimiz günlerimizi nasıl geçireceğimizi düşünürken “Kıyamet günü yaratıcıya anlamlı ve onurlu bir hikaye anlatabilmeliyim.” diyen Ayşe Şasa gibi yaşantımızın hedefine Yaratıcının rızasını koyalım.

3. Tevbe

Nefis muhasebesinden sonra sonra “De ki (Allah şöyle buyuruyor): “Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”(Zumer, 53) buyruğuna dayanarak tevbe edelim yaratıcımıza yapamadıklarımıza, geç kaldıklarımıza, unuttuklarımıza, hatalarımıza, kusurlarımıza, ayıplarımıza ve günahlarımıza.

Seyyidu’l-istiğfar duasıyla yakarışlarımızı iletelim:

“Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Sen’den başka ibâdete lâyık ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Sen’in kulunum. Ezelde Sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden Sana sığınırım. Bana lutfettiğin nîmetleri yüce huzûrunda minnetle anar, günâhımı îtirâf ederim. Beni affet, şüphe yok ki günahları Sen’den başka affedecek yoktur.”

(Buhârî, Deavât, 2)

4. Kaza ve Telafi

Tevbenin akabinde dünyada iken telafisi mümkün olan hususları telafi etme yoluna gidelim. Önce Rabbimizin üzerimizdeki ibadet hakkına bakalım. Başta Oruç ve Namaz olmak üzere farz ibadetlerdeki eksiklerimize dair bir kaza çetelesi çıkartalım. Ve bir bir eksiklerimizi telafi edip üzerine bir çizgi çekelim.

Sonra Allah’ın kullarının üzerimizdeki haklarına bakalım. Aile ilişkilerimizi, koparanın cennete giremeyecek diye uyarıldığı akrabalık bağlarımızı, komşuluk haklarımızı, dost ve arkadaş çevremizi ve dahi her türlü toplumsal sorumluluklarımızı bir bir gözden geçirelim.

Ahiret yoksulu olmamak için, bu ümmetin müflisi olmamak için her hak sahibine hakkını dünyada iken teslim etme yolunu tutalım. Uyarıyordu Allah Rasulu bizleri:

Ebû Hüreyre"den nakledildiğine göre, bir gün Resûlullah (sav), “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâbı, “Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimsedir.” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelir. Aynı zamanda şuna sövmüş, buna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş bir hâlde gelir. Bunun üzerine iyiliklerinin sevabı şuna buna verilir. Üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yüklenir. Sonra da cehenneme atılır.” buyurdu.

(M6579 Müslim, Birr, 59) “Ya Rabbi hasıl sevabı üzerimizde hakkı bulunan kimselere de hediye ettik sen vasıl eyle” duasının sırrıyla bu dünyada ödeşelim.

5. Nafile İbadet

Rabbimizin pek çok ayette “İman edip Salih amel işleyenler” hitabına mazhar olup Rabbimizin rızasına kavuşturacak ve imanımızın göstergesi, meyvesi olan farz ibadetlerimizi ihmal etmeyelim.

Farz ibadetlerin yanı sıra “Allah katında amellerin en sevimlisi az da olsa devamlı olanıdır.” (Ebû Dâvûd, Tatavvu, 27) hadisi gereğince ve

Kulum, farz ibadetlerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder. Sonuçta ben onu severim. Sevince de onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden istediğinde ona veririm. Bana sığındığında onu korurum.”

(Buhârî, Rikâk, 38) hadisinin sırrınca gücümüz yettiği kadar bizi Rabbimize yakınlaştıran, yardımına ve korumasına vesile kılan nafile ibadetlere devam edelim.

Farz ve vacip dışında kılınan namaz, tutulan oruç, ede edilen hac ve umre, verilen sadaka birer nafile ibadettir. Bir nafile ibadet cetveli oluşturabiliriz. Uygularken sadece üç aylarda değil hayatımıza da geçirmeye niyetle başlayalım. Unutmayalım nafile ibadet önce bizleri sonra etrafımızı iyileştirir:“Her meşrû ve güzel iş sadakadır.” (Buhârî, Edeb 33) hadisi hükmünce etrafımızda meşru ve güzel işleri artıralım, önce biz iyi oluruz sonra etrafımız. Bilelim ki bu meşru ve güzel işler aynı zamanda bizim toplumsal sorumluluklarımızı da ifade ediyor. Önce ailemiz sonra akrabalarımız ve ölçek genişleyerek Yaratıcının her yarattığına karşı sorumluluklarımız bulunup her birini yerine getirirken ibadet sevabı alırız.

6. Kur’an-ı Kerim Tilaveti

Rabbimizin ifadesiyle Kur’an-ı Kerim, “el-Urvetu’l-Vuska” yani “Allah’ın kopmak bilmeyen sapa sağlam ipi”dir. Bu ipe sımsıkı sarıldığımızda dünya ve ahiret saadetine ereriz.

“Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler kitabı hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, o kitaba inanıp güvenirler. O kitabı görmezden gelip inkâr edenler ise zarara uğrayanlardır”

(Bakara 2/121). buyruğuna tabi olarak Kur’an-ı Kerim’in hakkını gözetmemiz gerekir. Bu, önce okuyarak sonra anlayarak sonra hayatımıza geçirerek olacaktır.

Kur’an-ı Kerim’i okuma hedefimiz hatim edip kenara bırakmak olmamalıdır. Her gün onunla meşgul olmamız icap eder. O tükenmez ilahi bir hazinedir.

“Gerçekten bu Kur’an en doğru yola götürür. İyi davranışta bulunan Mü’minlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.”

(İsra, 17/9) ayetinin ifadesiyle Doğru yola götürendir. O halde yaşantımızın her anında onun Huda/doğru yola ileten rehberliğine ihtiyacımız vardır.

O halde Kur’an-ı Kerim’le ilişkimizi gözden geçirelim. Arapça okumasını bilmiyorsak öğrenme hedefi koyalım kendimize. Sonra günlük okuma hedefi belirleyelim. Arapça hatmimizin yanı sıra meal okuması da yapalım. Genişleyen imkanlarımızı değerlendirip ya online ya da yüz yüze bir tefsir dersine katılım sağlayalım. Böylece Kur’an-ı Kerim’in hakkını gözetmeye çaba sarf etmiş oluruz.

7. Sünneti Seniyyeyi Hayata Geçirme

Hz. Peygamber’in sünnetinin bizim için ehemmiyetini Rabbimiz

İçinizden Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır”

(Ahzab 21) ayetiyle bildirmektedir.

Demek ki Rabbin razı olduğu örnek Müslüman kul modelidir bizim için Allah Rasulü (s.a.v.). Sünnet, Kur’an-ı Kerim’de Rabbimizin bize sunduğu bu Düşünce ve dünya görüşünün hayata geçirilmiş halidir. Biz bu yaşantıya tabi olarak iki cihan saadetine ereriz.

Arap bir şairin dediği gibi:

Muhammedun beşerun la kelbeşer

Bel hüve kel yakuti beynel hacer

“Muhammed bir beşerdir ancak her beşer gibi değildir.

Taşların arasında Yakut ne ise, o da insanlar arasında öyledir”

Demek ki Hz. Peygamber’in sünnetini bilmek yetmez dünyevi ve uhrevi saadetimiz ve yaşadığımız gezegenin selameti için bu sünneti hayata da geçirmemiz gerekir. Esasında Hz. Peygambere tabi olmak olan ittiba emri de bunu ifade etmektedir. O halde bu üç aylarda önce Nebimizi tanıyalım sonra bize bıraktığı sünnet mirasını öğrenip yaşantımızı onunla tezyin etmenin planını yapalım.

8. İlmi Ders Halkaları

Hz. Mevlana’ya atfedilen

“Biz pergel gibiyiz. Bir ayağımız din üzerinde sağlamca durur, öteki ayağımız yetmiş iki milleti dolaşır”

kelamı gereğince önce oturup İslam düşünce dünyamızı bilmemiz, davranışlarımızın arka plandaki hükümleri anlamamız gerekir. Bu da dinimizi bilmekten geçer. Eğer bu noktada eksiklerimiz varsa biz kimi zaman gayri İslami yaşantıyı dahi yaşayabilme tehlikesiyle karşılaşırız. Bu itibarla imkanlarımız nisbetince Hadis, Siyer, İlmihal, Akaid, Tefsir alanlarına dair ders halkalarına katılalım ya da alandaki belli başlı eserleri alıp okuyalım. İl müftülüklerimizin ve bazı ilçe müftülüklerimizin bünyesinde hizmet eden Aile Ve Dini Rehberlik Bürolarında görev yapan hocalarımızın gerek çevrimiçi gerekse camilerde takrir adı altında bu ilim dallarına dair ders halkaları mevcuttur. İlgi alanımıza ve ihtiyacımıza binaen bize uygun olan ders halkasına gidelim.

Diğer taraftan inancımıza ve yaşantımıza zarar veren new age akımlar (yeni dini hareketler) gibi çağdaş akımları da uzman kişilerden dinleyip onlardan da kendimizi ve nesillerimizi korumanın yollarını öğrenmemiz icap eder.

9. Dua Ve Zikir

Duanın sadece taleplerden oluşan bir sipariş olmadığı şuuruyla ve Hz. Peygamberin “Dua ibadetin özüdür.” (T3371 Tirmizî, Deavât, 1) buyruğuna binaen dualarımızı artırmalıyız bu manevi iklimde.

“Kullarım beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.”

(Bakara, 2/186) ayetinin sırrıyla Rabbimizle münacatımızı artıralım.

"Bilin ki, kalpler ancak Allah'ın zikriyle huzur bulur.” (Rad, 13/28) ayetinin manasıyla kalplere neşe veren zikrin sadece belli lafızların tekrarı olmadığını bilakis o ilahi lafızların manasını, düşünce dünyamıza ve yaşantımıza taşımamız gerektiği bilinciyle zikredelim Rabbimizi.

Allahım! Seni anmak, sana şükretmek ve sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et!” ( Ebû Dâvûd, Vitr 26) niyazıyla ona layık ibadet ve zikr etmede ondan yardım isteyelim. Allah Rasulü’nün öğrettiği her tesbihatla niyaz edelim bizi yoktan var edene.

10. Toplumsal Sorumluluklarımız

İslam’ın toplumsal bir din olduğu ve ruhbanlığın dinimizde yerinin olmadığı hepimizce malumdur.

“Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, (çünkü siz) iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız.”

(3/Âl-i İmrân, 110.) buyruğuyla Rabbimiz topluma karşı iyiliği yayma kötülüğü engelleme sorumluluğumuz olduğunu ifade etmektedir.

İnsanların giderek yalnızlaştığından, toplumun dejenere olduğundan, değerlerin unutulduğundan vs. dem vurup şikayet ettiğimiz veyahut şikayetleri duyduğumuz bu dönemde, bu çağda yaşayan bir Müslüman olarak ümitsizliğe kapılmak yerine önce yapılan ve yayılan kötülüklerin, zülümlerin paydaşı olmamak için kendimizi koruyalım. Sonra bulunduğumuz konum itibariyle elimizden ne iyilik geliyorsa onu yapmaya gayret edelim.

“Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idâre ettiklerinizden sorumlusunuz.”

(Buhârî, Cum`a 11) hadisi de her Müslümanın bulunduğu konum itibariyle bir görev üstlendiği ve bu görevin hakkını vermesi gerektiğini beyan etmektedir.

Mottomuz, “İyi Ol ve Bir İyilik Yap” olsun! Unutmayalım iyiliğin yayılma gücü de hızlıdır.

Şu da unutmayalım biz ne kadar üç ayların manevi iklimi coşkuyla karşılayıp davranışlarımızla gösterirsek evlatlarımız da bunu o derece anlayıp hayatlarına geçireceklerdir. Sözlerimiz değil yaptıklarımız kalıcıdır!

Bitirirken; Mübarek üç ayların hanelerimize saadet, kalplerimize sekinet, ümmete selamet getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ederiz."