Aydın Osmaniye Gazetesi

OKÇULAR TEPESİ NÖBETİ (2)

Ali SARIKAYA

06Eylül2017, 22:28

Ali SARIKAYA

         Önceki yazımızda okçular tepesindeki nöbetten bahsetmiştik. Araya bayram girince devamı bugüne kaldı. Orada son olarak nöbete devam demiştik.

         Dünya aldatıcı ve çok hilekârdır. Cebinde durması gereken dünya imkânlarını gönlüne koyanlar, tez elden ayaklarının kaydığını görmüşlerdir. Tarihin derinliklerine şöyle bir bakalım, nicelerinin ayaklarını kaydırmış ve baş aşağı yuvarlamıştır. İrem bağlarının sahiplerine bakalım, Salebe’lere bakalım, nasıl da ayakları kaymıştır. Gönül, Allah’ın evidir. Oraya girecek olan her şey onun izni ve rızası dairesinde olmalıdır. Onun rızasının olmadığı şey gönlü kırar. Mülkün sahibinin rızası olmadan oraya bir başkası için çadır kurmak hem adil olmaz hem de ahlak değildir.  Musa’yı bırakıp da Samiri’nin peşine takılanlar, dünya nimetlerinin göz kamaştıran cazibesine kapılanlar, gönlün sırça köşkünü kıracak ve yıkacaklardır. Bu kıyıdan kıyıdan karşıya geçmek demektir. Düşmanın safında yer almaktır.

         Bize lazım olan dostluk ve kardeşliktir. Sahabelerin gömlekleri omuzlarından eskimeye başlarmış. Çünkü onlar namazda safa durduklarında omuzları sıkı sıkıya temas ederdi. Şeytanın aralarına girmesine fırsat tanımazlardı. “Bünyanün mersûs” yani, birbirine kenetlenmiş taşlar gibi dururlardı. Dostluktan ve kardeşlikten başkası geçemezdi. Her gün yüz yüze, göz göze gelen insanlar kenetlenirler. Bir birine daha yakın ve dost olurlar. İslam coğrafyasının saflarını sıklaştırmaya büyük ihtiyacı var.

         Nefsin heva ve hevesinin peşine takılmak da yuvarlanma sebebi sayılmıştır. İnsan zayıf yaratılmıştır. Bazen küçük bir menfaat, tökezlemesine sebep olabilmektedir. Herkes Yusuf (a.s.) gibi zindanı göze alamaz. Ancak kaybedenler de Züleyha durumunda davrananlar olacaktır. Şeytanın adımlarına ayak uydurmaya çalışmak kaybetme sebebi olacaktır. Helal dairesi geniştir. İnsanın bütün zevklerine keyfine kafi gelir. Harama girmeye gerek yoktur. heva ve hevesler yanıltmasın.

         Şan ve şöhretin yalancı bir cazibesi vardır. İnsanı çabuk havalandırır. Yükseğe çıkmak kolaydır ancak, orada kalmak zordur. İnsan bir anda tam bir ihlasa kavuşabilir, onu uzun vadede koruması ise ciddi bir emek ister, gayret ister. “Sizi çok çok övenlerin yüzüne toprak saçın.” (Camiussağir – 234) Şan ve şöhretin yalancı rüzgârına kapılıp havalanmaya kalkmayın diyor Efendimiz (a.s.m.) Toprak tevazuun simgesidir. Onun yüzüne toprak atmak, onu tevazua davet etmek demektir. Araplar bir maksada yürüyüp de eli boş dönenlere “eli toprak dolu döndü” derlerdi. Çünkü” Bir dane-i hakikat bir harman hayalâta müreccahtır. İhsan-ı İlâhî ile tavsifte kanaat etmek farzdır. Cemiyete dahil olan, cemiyetin nizamını ihlâl etmemek gerektir.” (Muhakemat, s.21) Boşuna zaman ve emek harcama manasında kullanırlardı.

         Kaybedeceği şey Allah’ın rızası ise, geriye başka bir şey kalmaz. “O bir şeyi” kaybetmemek için her şeyi kaybetmeyi göze almak gerekiyor. Böyle olursa nöbet tam olarak tutulmuş olacaktır.

ali_sarikaya@yahoo.com

Bu haber 87 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

      RESMİ İLANLAR

      KÖŞE YAZARLARI

OKULLAR AÇILIYOR20Eylül2017

      HABER ARA


Gelişmiş Arama

     HAVA DURUMU

      NÖBETÇİ ECZANE