Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekli olduktan sonra boş duramayan Uzman Çavuş, en son görev yaptığı Osmaniye’de “Temel Reis” olarak yeniden hayat savaşına başladı…
Dimdik, sağlam ve saygılı duruşundan anlamıştım O’nun asker olduğunu… Hani “çakı gibi “ derler ya, o minvalde bir edası vardı karşımdaki seyyar satıcının. Güven duygusuyla gözlerimin içine bakarak “Yanında şalgam da alır mısınız?” diye sordu.
Osmaniye’de ilk kez görüyordum sucuk-ekmeği. Ve ilk kez görüyordum böyle hızlı hareket eden bir seyyar satıcıyı…
O’nu, çevre yolunun Fakıuşağı köprüsü kavşağında görmüştüm. Otomobilinin arkasına bağladığı karavanasında sucuk-ekmek yapıp ikram ediyordu müşterilerine.
O, özel bir insan…
Dudaklarından dökülen her cümlede bir özen, bir itina, bir seçicilik olması bile o insanın, o seyyar satıcının, çok özel biri olduğunun ispatıydı…
“Oğlum, şu bardakları alır mısın yavrum?” diye yanındaki çocuğa seslendi. Çocuk etrafına bakınırken bir panter gibi karavanadan atladı, oturduğum mini masanın üzerindeki boş bardakları aldı. Oldukça şaşırdım… Bu atak ve ani hareketler, öylesine gelişigüzel hareketler değildi. Bardakları kavrayış biçimi bende daha güçlü çağrışımlar uyandırmaya başlamıştı… “Bu adam, bardak tutma, masa düzeltme kursuna gitmiş olmalı…” diye düşünmekten kendimi alamadım.
Tabureler, mini masalar ve çöp kutusu ile otomobili, karanavası ve içindeki her şey, bir düzen içindeydi. Zaten genel ve ilk bakışta tertip düzen göze çarpıyordu. Bu nizami durumlar olsa olsa askerlik durumlarıdır…
Mis gibi kokan sucuk, ızgara üzerinde cızırdarken, bir yandan da her yeri, her şeyi ve bu adamın bütün hareketlerini izliyordum. Soğan, domates ancak bu kadar hızlı, nizami ve orantılı doğranabilir… Karanava üzerinde yazılı “Temel Reis’in yeri” cümlesinin anlamını çözmeye çalışıyordum bir yandan da… Denizci olabilir miydi bu seyyar satıcı? Mobil dükkânına neden Temel Reis adını vermişti? Karadenizli olma ihtimali çok zayıf; pek yanılmam ki bu konuda; iyi-kötü tanırım memleketimin insanlarını… Şöyle tipine, şivesine, tavırlarına bakınca kimin nereleri olduğu üç aşağı beş yukarı anlaşılmaz mı? Biz, güneyimizle, doğumuz ve batımızla aslında pek benzeriz birbirimize ama yine de dikkatli bakınca tam anlamıyla hangi taraftan olduğumuz anlaşılır… Peki, bu adam, bu seyyar satıcı nereliydi?
Tanışmadan önce beynimde oluşan imaj ve izlenimlerin analizini yapmalıydım…
Lezzetin sırrı
Açlığın da etkisiyle sucuk daha bir nefis kokmaya başladı ki, bu saniyede bir parça uzattı, tadımlık. Anlamıştı, bir parçacık canımın çektiğini…
Böylesine disipline edilmiş davranış biçimleri yalnızca ve yalnızca bir askere ait olabilirdi. Kesinlikle evet!
Açlıktan tansiyonum düştü, mecalim kalmadı, sabrım taştı… Derken, yarım ekmek arası sucuk ve şalgamsuyu geldi, kocaman bir bardakta! Daha önce böyle lezzetli sucuk yediğimi hatırlamıyorum. Yüz ifademden beğenimi anlamış olmalı ki, karavanada asılı duran halkalardan birini, parmakları kapalı eliyle, yani askerin selam veren sağ eli pozisyonunda işaret etti; “Bu sucuklar ve işte şu fıçıdaki şalgamsuyu kendi imalatımdır…” diye açıklama yaptı. Bu açıklamanın ardından bir yarım daha sipariş verdim. “Hemen, yarım sucuk ekmek daha yapıyorum..” diye siparişimi teyit ederek harekete geçti; askerin emir tekrarına benzemişti bu cümle… Elleri yine hızla çalışmaya başladı…
Yarım ekmek sucuk – şalgam iki buçuk lira
Söylemesi ayıp, ikinci yarımı ve ikinci bardak şalgamı afiyetle bitirdikten sonra, hemen gidecekmiş gibi “Borcumuz ne kadar usta?” diye sordum. Bütün hareketlerinde olduğu gibi gayet nizami şekilde sağ elinin bütün parmaklarını açtı, fiyatı söyledi: “Beş lira efendim…”
Yani, yarım ekmek nefis sucuk ve şalgam ikibuçuk lira, ikisi beş lira. Sudan ucuz yahu, bilseydim bu kadar uygun olduğunu, ara vermeden bir yarım daha yiyebilirdim. Uzattım parayı, teşekkür etti.. Gideceğimi zannediyordu, gitmedim, tabureye yeniden oturdum.
Tanışma faslını özellikle geciktiriyordum. Bakalım boşboğazlık yapıp da herkes gibi “Ne iş yapıyorsun, nerede çalışıyorsun, nerelisin…” filan filan gibi sorular sıralayacak mı? Hayır, böyle bir gereksiz diyaloğa girmedi, bilakis ketum ve ölçülü davranıyordu. Meslekler kişilerin karakterini belirliyor, biz de işimiz gereği derhal balıklama muhabbete gireriz; bu nedenle hemen başladım, bu atik, tetik ve çevik adamı tanımak için seri sorulara…
Neden Temel Reis’in Yeri?
Tahminlerim beni yanıltmamıştı… Bu adam, bu seyyar satıcı, bir asker emeklisi! Piyade uzman çavuşluktan malûlen emekli olmuş ve derhal seyyar satıcılığa başlamış. Asker boş durmamalı elbette; kendisine, ailesine, çevresine, milletine ve vatanına faydalı olacak faaliyetlerde bulunmalı…
Gözüme ve kafama takıldı; ilkin sordum “Neden (Temel Reis’in Yeri yazıyor karavananın üzerinde?” Hafifçe gülümsedi. “Benim ismim Temel, soyismim Yücel” dedi. “Bana da kısaca Ali derler” diye karşılık verdim bu ilginç tanışma faslında. Yine hafifçe gülümsedi, o da beni çözmüştü… Espritüel yaklaşım ve cümlelerim sonrasında aramızdaki bazı çelik kapıları açtı; ‘hazrol’dan “rahat”a geçti! Gözlerinin içi ışıl ışıl gülerken yanındaki çocuğun saçlarına dağıtarak “Bu yakışıklı da benim oğlum Ali Can..” dedi, memnuniyet dolu ses tonuyla… Hafta sonları “takviye timi” olarak yanında görev yapıyormuş oğlu Ali Can…
Huyum kurumasın, yeni tanıştığım kişilere kesinlikle gazeteci olduğumu söylemem, Temel Reis’e de söylemedim. O da direkt sormadı ama dolaylı olarak “Sizin işler nasıl, neler yapıyorsunuz?” sorusuyla mesleğimi öğrenmek istedi. Ben de “Eh n’olsun abi be, iş-güç, yuvarlanıp gidiyor, yağımızla kavruluyoruz işte…” diye geçiştirdim Temel Bey’in merakını..
Kuşkusuz Temel Uzman da benim tavırlarımdan, davranışlarımdan, giyim tarzımdan hakkımda imaj edinmeye, mesleğimi tahmin etmeye çalışıyordu…
Ali Can da gazetede çıkacak mı?
“Çok iyi akıl etmişsiniz bu işi, tebrik ederim sizi” cümlesiyle, onu tanımak istediğimi belli ettim. Anlamıştı, detaylı tanışmak istediğimi… Daha fazla nezaketsizlik yapmadan, durumu izah ettim: “Ben gazeteciyim, izin verirseniz sizin öykünüzü ve burada gördüklerimi yazmak istiyorum…”
Benim bu teklifimi biraz düşündü, sonra “Oğlum Ali Can da gazetede çıkacak mı?” diye sordu. Temkinli ve sakin yanıt vermişti isteğime. Bu cümle, O’nunla söyleşi yapabileceğim anlamını taşıyordu. Kalemimi – kâğıdımı çıkardım, notlarımı almaya başladım. Öyle uzun süre konuştuk ki, tamamını buradan yazmam mümkün değil.
Temel Yücel, 39 yaşında… Kadirli merkezden. 1991’de vatan borcunu ödedikten sonra Kadirli’de bir süre kahvehane işletmeciliği yapmış… Çok geçmemden kapatmış ortak işlettiği kahvehaneyi. Birçok ortaklıklar gibi bu iş de yürümemiş. Almış kendine bir tabla, meyve-sebze satıcılığına başlamış. Her işgibi seyyar satıcılığın da kendine özgü, kuralları, püf noktaları ve pek tabii ke hoş argümanları vardır… Tablada meyve –sebze sattığı dönemlerde Temel Bey, Kadirli halkını ilk kez kivi ile tanıştırmış.. Çok da satmış, iyi kazanmış kividen. Ve aynı tarihlerde de evlenmiş Temel Reis...
“Vay be, nerden nereye… Hiç aklımın ucunda bile yoktu tekrar asker olacağım, Uzman Çavuş olarak TSK’da 14 yıl görev yapacağım..” diyor, piknik tüp üstende demlediğimiz çaylarımızı yudumlarken… Uzman çavuşluk hiç aklında yokmuş ama, bir gün aile dostları, Andırınlı Piyade Albay Ahmet Çuhadar yarı emir, yarı rica cümlesiyle “Git, sen asker ol… Uzman çavuşluk olarak görev yap” demiş. Bu emri, bu aile dostu sözünü dinlemiş Temel Bey de, gitmiş asker olmuş, piyade uzman çavuş olarak TSK kadrosunda yerini almış. Vatanın bir ucundan bir ucuna görev yapmış, tam 14 yıl boyunca… En son olarak da Osmaniye’de çalışmış, emekli olmuş!
Geçtiğimiz yılın Haziran ayında ayak damarlarında oluşan sağlık problemi nedeniyle malûlen emekliye ayrılmış temel uzman Çavuş…
“Ben bir küçük seyyar satıcıyım”
“14 yıllık memuriyet hayatının acısını çıkartmak için biraz gezeyim istedim, yapamadım. Baktım ki boş boş gezmek, yatmak veya oturmak bize göre değilmiş; ben de işte bu karanavayı aldım, burada sucuk-ekmek işine başladım” diye öyküsünü anlatmayı sürdürüyordu ki, yüz ifadesinde bir memnuniyetsizlik algıladım. Nedeni anlaşıldı.. Çevredeki bir lokantanın şikâyetlerinden hem kendisi hem de polisler bıkmış. Bu konuda gerçekten halkı sitemlerde bulunuyor Temel Bey: “Ben bir küçük seyyar satıcıyım, üstelik de o lokanta sucuk satmıyor, bunun anlamı kıskançlık olmalı..”
Evet, kesinlikle onun anlamı kıskançlık, fakat küçük düşünen küçük insanların her daim kaybetmeye mahkûm olduğu gerçeğini hatırlatıyorum Temel Uzman’a… Temel Yücel, uzman çavuşluktan, hayatın uzmanı olarak ayrılmıştı emekliye…
Her şey bir yana, bu işe ilk başladığı günü gülerek, kahkahalarla gülerek anlatıyor Temel Reis… Bu yılın Şubat ayında başlamış sucuk-ekmek satmaya. “İşe ilk çıktığım gün, eşim evden beni arada, (Bula bula bugünü mü buldun canım?) diye sordu… Meğer, benim işe ilk başladığım gün 14 Şubat’mış… Sevgililer Günü’nde sucuk satmaya çıkmıştım, inşallah hayırlı olur diyerek devam ettik…”
Şayet yomunuz Fakıuşağı köprüsü üzerinden geçmiyorsa bile, siz bir gün mutlaka uğrayın oraya, Temel Reis’in Yerine… Bana hak vereceksiniz o nefis sucuk ekmeği yerken. Pazar hariç hemen her gün Temel Reis’in karavanasını orada, yerinde nizami biçimde park etmiş hâlde görebilirsiniz. Tabii Pazar hariç! Pazar günleri Zorkun yolundaki “Osmaniye Gösteren”de sucuk-ekmek satıyor Temel Reis..
Haber-Röportaj: Ali TATLI |